Amerikan bilim muhabiri Michaeleen Doucleff, Kuzey Kutbu’ndaki bir kasaba anaokulunu ziyaret ettiğinde karşılaştığı şeyler onu şaşırttı. Daha önce birçok antik kültürlerin sınıflarını gözlemleyen Doucleff, “Hunt, Gather, Parent: What Ancient Cultures Can Teach Us about Raising Children” kitabında çocukların sınıfta verdiği tepkilerle gözlemlerini dile getiriyor.
Mayalar arasında yetişkin müdahalesi minimum düzeydedir. Örneğin, hiyeroglifler üzerine 8 yaşındaki çocukların olduğu bir sınıfta, öğretmen basitçe “isimlerimizi yazacağız” der. Maya hiyerogliflerini gösteren bir kağıt ve bir tablo dağıttı. Sonra görevle mücadele eden çocukları izledi. Sorularına cevap verdi ve zaman zaman çalışmalarına rehberlik etti. Ancak neyin nasıl yapılacağı hakkında yönerge vermedi ya da el yazısı konusunda örnek olarak kendini göstermedi. Öğrenciler, kendi bakış açılarıyla ödevleri yapmak ve sorunu çözmek için kendi yollarını seçmek sorumluluğundaydı.
Doucleff, “Öğretmenler çocukların içtenlikle çalışmaya yönlendirilmesini istiyor, yani girişimciliği öğretiyorlar” diyor.

Birbirine bağlılık, Maya aileleri arasında temel bir değerdir ve öğretmenler onu geliştirmeye çalışır. Öğretmen-öğrenci arasındaki ve öğrencilerin kendi aralarındaki bağ, içsel motivasyonu besler. Diğer kültürlerde, öğretmenler öğrencileriyle olan ilişkilerine ne kadar çaba harcasalar da birçok sınıfta bu rekabet ortamıyla yok oluyor. Not veya sınıf içi rekabet, öğrenciler arasındaki bağlantıyı ve işbirliğini aşındırıyor.
Maya öğretmenleri ayrıca modern okullarda yaygın olan yukarıdan aşağıya tarzı reddederek çalışmalarına “yan yana” yaklaşımı tercih ediyor. Kendilerini yetkili veya otorite olarak tanıtmaktan ziyade yetişkinler, çocukların yetişkinlere öğretecek bir şeyleri olduğuna inanırlar. Yetişkinler her şeyi bilen değil, öğrenme ortağıdır. Ayrıca öğrenme, iki yönlüdür.

Eskimolar arasında, öğrenmenin tanımı Batı sistemi anlayışından farklıdır. “Öğrenme” genellikle “izleme” anlamına gelir ve okullar anlamaya giden yol olarak gözlemi vurgular. Eskimolar ayrıca sakinliğe değer verir ve çocuklarını sessiz bir atmosferde yetiştirirler. Bunun nedeni, çocuklara bağırmanın onları kendi başlarına sessiz kalmaya ya da öfkeyle karşılık vermeye teşvik ettiğine inanmalarıydı. Huzur ve sessizliğe verilen bu önem, evde öğrendikleri duygusal kontrol ve sabır sınıfa kadar uzanır. Bir ebeveynin veya herhangi bir problemli bir çocukla yapacağı en son şey kızmak veya ona karşı çıkmaktır. Yasakları gelişmemişlik olarak görürler; çocuk uygun doğru davranma şeklini öğrenmelidir. Çocuklar itaatsizlik ettiğinde yetişkinler bu davranışı görmezden gelir, hiçbir şey söylemez ve gerekirse oradan uzaklaşır.
Doucleff, birçok avcı-toplayıcı kültürdeki yetişkinlerin çocuklarda işbirliğini güçlendirmek için olumlamayı kullandığını söylüyor. Zorlama, azarlama ve cezalandırma, öğretimin etkisiz yolları ve içsel motivasyonu yıpratmasından dolayı reddedilir. Bunun yerine, çocuklar yaramazlık yaptığında -tüm çocukların yaptığı gibi- yetişkin, sakin ve nazikçe konuşur. Çocuğa basit terimlerle ve birkaç kelimeyle doğal sonucun ne olacağını belirtir. Yetişkinler, çocukların beyinlerini canlı tutmak için aşırı açıklama yapmaz veya sorgulama yapmazlar. Öğretmeye karşın yapılan vurgu gözlemdir ve çocuklar bu zihniyeti benimser.

Birçok avcı-toplayıcı kültürde olduğu gibi, Hadzabe topluluklarında da aileler kendi kendini yönetmeyi benimserler. Çocuklar kendi zamanlarıyla meşgul olurlar ve yetişkinler genellikle müdahale etmezler. Buradaki düşünce, çocukların kendilerini yönlendirdiklerinde en iyi şekilde öğrenmeleridir. Çocukların içgüdülerini takip etmelerine önem verilir, yetişkinlerin farklı yol önermelerine, soru sormalarına veya cezalandırmalarına izin verilmez. Doucleff, bu uygulamalı yaklaşımın çocuklar arasında bencilliği beslemek yerine, düşünmeye yol açtığını ve merak uyandırdığını belirtiyor. Ayrıca, çatışmayı en aza indirir ve çocukların öz denetimini destekler.
Antik kültür dendiğinde aklınıza belki eski bir sistem gelebilir fakat pek de öyle değil. Doucleff, bu topluluklardaki okulların genellikle eğitime yönelik hibrit bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor—kısmen geleneksel, kısmen Batı. Antropologlar, farklı kültürlerde yaklaşık 5 milyon avcı-toplayıcının dünyaya yayıldığını tahmin ediyor. Bu şekilde bir yol izlemelerinin sebebi ise başka çareleri olmadığı için değil, bu yaklaşımların işe yaradığına ve iyi işlediğine inandıkları için sürdürürler.










